Atatürk’ün adı ve devrimleri, Türkiye Cumhuriyeti’nin temel taşlarını oluştururken, bu mirası kendi ideolojik doğrularına göre yorumlayan ve “koruma” adı altında çarpıtan bir anlayış gelişmiştir: Sağ Kemalizm. Sağ Kemalizm, Kemalizm'i sembollere indirger, halktan koparır ve ilerici devrim ruhunu törensel bir geçmiş özlemi haline getirir. Bu anlayış, Atatürk’ü bir rehber olarak görmek yerine, kendi politik çıkarlarına hizmet eden bir marka haline getirerek “Atatürk tüccarlığı” yapar.
Sağ Kemalizm olarak adlandırılan bu anlayış, Atatürk'ün ölümünden sonra "Atatürk'ün mirasçılığı" iddiasıyla gelişmiş ve daima kendi menfaatlerine Atatürk'ü siper edip kendi aleyhtarlarına "Atatürk düşmanı" sıfatı koyan Atatürk düşmanlarının bir numaralı oyunu olarak günümüzde de devam etmektedir.(Tıpkı zamanın en büyük Fetullahçılarım bizlere "fetöcü" demesi gibi)
Sağ Kemalizm’in en büyük çelişkisi, Atatürk’ün ilerici vizyonunu geçmişe takılıp kalan bir semboller bütünü haline getirmesidir. Bu anlayışta, Atatürk’ün devrimleri ve ilkeleri birer hedef değil, korunması gereken birer nostalji objesine dönüşür. Özellikle laiklik ve milliyetçilik ilkelerine yapılan vurgu, halkçılık ve devrimcilik gibi diğer ilkelerin tamamen göz ardı edilmesine neden olur. Sağ Kemalistler, Atatürk’ün laiklik anlayışını toplumu modernleştirmek için bir araç olarak değil, muhafazakar kesimle ideolojik bir savaşın kalkanı olarak görürler. Milliyetçilik ise Atatürk’ün kapsayıcı tanımından koparılıp dar bir etnik perspektife indirgenir. Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir” sözündeki birleştirici ruh, yerini dışlayıcı bir kimlik siyasetine bırakır.
Halkçılık ilkesi de sağ Kemalistlerin elinde anlamını yitirir. Atatürk’ün halkı siyasetin merkezine koyan vizyonu yerine, halkı edilgen ve yönlendirilmeye muhtaç bir kitle olarak gören bir elitizm ortaya çıkar. Bu anlayışta halkın ihtiyaçları ve talepleri, bir avuç elitin çıkarları karşısında ikinci plana itilir. Halka hizmet, yalnızca sembolik adımlarla sınırlı kalır; ekonomik eşitsizlikler, toplumsal adaletsizlikler ve demokratik katılım gibi konular görmezden gelinir. Sağ Kemalistler, Atatürk’ün reformlarının ruhuna uygun olarak halkı dönüştürmek yerine, onları sadece törenlerde birer figüran gibi kullanmayı tercih eder.
Peki,kim bu "sağ Kemalistler"?
Mirasçılık anlamda baktığımızda Bayar,Menderes, Özal, Türkeş,Kenan Evren,Bahçeli ve Özdağ.
Atatürk dönemi ekonomi politikalarına katkı sağlayan >Celal Bayar, sağcı DP iktidarında Atatürk'ün kendisine olan güveni ve samimiyeti,çıkarı uğruna satarak Menderes'le birlikte ülkeye ettikleri ihaneti daima maskelemiştir.
Menderes ise malûm, Atatürkçülük üzerine durduğu masalını anlatarak Laiklik ilkesini muhafazakarların hoşuna gidecek şekilde yorumlayarak, Amerikan yardımlarına Devletçilik ilkesini meze ederek bu iki kıymetli ilkenin halk üzerindeki anlamının gevşemesine ve sapmasına neden olmuştur.
Özal, Atatürk'ün modernleşme politasını benimsediğini söylese de neoliberal politikalarla halk düşmanı sermayenin ve muhafazakar değerleri ön plana çıkarmıştır
Demirel ve Türkeş için Politik Yol'un bu konu hakkında ki şu kesiti paylaşmam yeterli olacaktır "1970’lerin ortalarında sağ basının sloganıyla “sahada Türkeş, Meclis’te Demirel” şeklinde hareket etmişlerdir. Bu eğilimler sonucunda sağ-Kemalizm ile Türk-İslam Sentezcisi aktörler, Aydınlar Ocağı, MHP ve Milli Görüş TBMM’de ve sahada bir ittifak kurarak topyekûn CHP’ye saldırmışlardır. CHP’yi devamlı “Atatürkçülükten sapmak” ile suçlayan sağ-Kemalistler, Atatürk’ün Cumhuriyetin temeli olarak gördükleri laiklik ilkesini hiçe sayan Türk-İslam Sentezcileri’yle “komünizm korkusu” kisvesiyle ittifak yapmaktan çekinmemişlerdir."
Kenan Evren ve 12 Eylül;pek çok "Beton Kemalist" dediğimiz fırlamaların övgüsünü kazanarak topluma zorla Kenan Evren'in Kemalist olduğu iddia edilmekte.Halbuki Evren, Kemalist aleyhtarı Siyasal İslam'ın yükselişinin mimarıdır.Şunu da eklemek istiyorum,Kenan Evren'in "Kemalist" olduğunu iddia eden kesim,Deniz Gezmiş ve Mahur Çayan gibi Kemalizm'in yetiştirdiği sosyalistleri de terörist gibi lanse ederek aslında Sol'un, Türk cumhuriyetine ve ulusuna düşman olduğu algısını yerleşmiştir.
Bahçeli ve Özdağ;6 İlke'nin yalnızca Milliyetçilik ilkesini benimseyen,bunu yaparken de Atatürk'ün kapsayıcı ve birleştirici anlayışı aksine etnik ve ayrıştırıcı bir kimlik politasını yürütmekte.
Pek tabi bu ikisi için Devrimcilik, Halkçılık ve Laiklik ilkesi ise yalnızca çerçevede hoş gözükmekte, içten içe düşmanlık beslemektedir.
(Bu insanlar elbette Kemalist değiller fakat "sağ Kemalizm" denen ucubenin konusu açıldığında adları geçmektedir.)
Sağ Kemalistlerin Atatürkçülüğü bir ideoloji olarak değil, bir marka olarak görmesi, bu anlayışın en çarpıcı özelliğidir. Atatürk’ün ismi, toplumsal dönüşümü savunmak yerine, mevcut düzeni korumak için bir meşruiyet aracı haline getirilir. Laiklik savunusu, halkın dini özgürlüklerini dışlayan bir statükoculuğa dönüşürken, milliyetçilik de ulusal dayanışmadan ziyade ayrımcılığı besleyen bir araç olarak kullanılır. Ekonomik alanda Atatürk’ün bağımsızlık ve kalkınma vizyonu tamamen terk edilmiştir; devletçilik ilkesi yerini neoliberal politikalara bırakmıştır. Sağ Kemalistler, geçmişin reformlarını bugünün sorunlarına çözüm üretmek yerine, yalnızca hatıralar üzerinden politika yapar.
Sonuç olarak, sağ Kemalizm, Atatürk’ün adını ve mirasını sembollere indirgerken, onun devrimci ruhunu ve ilerici vizyonunu hiçe saymaktadır. Atatürk’ün adı sıkça anılırken, onun toplumsal eşitlik, katılımcılık ve yenilikçi vizyonu sürekli göz ardı edilir. Sağ Kemalizm, Atatürk tüccarlığının bir örneği olarak, geçmişin mirasını korumayı değil, onu kendi muhafazakar ideolojik çıkarlarına göre yeniden şekillendirmeyi amaçlar. Ancak Atatürk, sadece bir sembol değil, bir yol göstericiydi. Onun devrimci ruhu, bugünün ve yarının sorunlarına çözüm üretmek için hala rehberimiz olmalıdır. Sağ Kemalizm’in bu çarpık anlayışı, Atatürk’ün vizyonunu tam anlamıyla hayata geçirme çabalarına bir engel olmaktan öteye gidemez.