
Doğan Avcıoğlu’nun Kemalizm üzerine düşünceleri, dönemin tarihsel gerçekliklerine derin bir eleştirel bakış sunarken, aynı zamanda ideolojik bir perspektifle modern Türkiye’nin yeniden inşası için önemli bir yol haritası ortaya koyar. Avcıoğlu, Kemalizm’i yalnızca bir bağımsızlık mücadelesi ya da belirli bir dönemle sınırlı bir ideolojik çerçeve olarak görmez. Onun için Kemalizm, sömürgecilik düzenine karşı ulusal bir başkaldırı olduğu kadar, halkın refahını ve sosyal adaleti hedefleyen bir kalkınma projesidir. Ancak Avcıoğlu, bu projenin tamamlanmadığını ve Kemalist ideallerin hayata geçirilmesi için yeniden ele alınması gerektiğini savunur.
Kemalizm’in doğuşunu tarihsel bağlamda ele alan Avcıoğlu, Osmanlı İmparatorluğu’nun Tanzimat’tan itibaren Batı’nın ekonomik ve siyasi vesayetine girmesiyle başlayan süreci, bu ideolojinin temel motivasyonlarından biri olarak değerlendirir. Tanzimat ve Islahat reformları, Osmanlı Devleti’ni modernleştirme iddiası taşısa da, Avcıoğlu’na göre bu reformlar Batı’nın Türkiye üzerindeki kontrolünü artırmış ve ekonomik bağımlılığı derinleştirmiştir. Batı’dan alınan her “modernleşme” adımı, Osmanlı’nın yerel üretim kapasitesini zayıflatmış, dış borçlanmayı artırmış ve Düyun-u Umumiye gibi kurumlar aracılığıyla ekonomik bağımsızlığını ortadan kaldırmıştır. Bu bağlamda, Kemalizm, Batı’nın ekonomik ve siyasi hegemonyasına karşı bir direniş ve bağımsız bir devlet kurma çabası olarak doğmuştur.
Avcıoğlu, Kemalizm’i bir Ulusal Kurtuluş Devrimi olarak tanımlar. Bu devrim, yalnızca askeri bir zafer değil, aynı zamanda halkın egemenliğine dayalı bir sistem inşa etmeyi amaçlayan bir ideolojik projedir. Avcıoğlu’na göre, Kemalizm’in devrimci ruhu, Batı’nın dayattığı sömürü düzenine ve yerel işbirlikçi elitlere karşı halkın kolektif direnişinin bir sonucudur. Ancak bu devrim, ekonomik, toplumsal ve kültürel alanlarda tam anlamıyla başarıya ulaşamamış, bu yönüyle tamamlanmamış bir proje olarak kalmıştır. Avcıoğlu, özellikle feodal yapıların tasfiyesi, sanayileşmenin hızlandırılması ve geniş halk kitlelerinin ekonomik bağımsızlığa kavuşturulması gerektiğini vurgular. Ona göre, Kemalist Devrim’in temel eksikliği, ekonomik bağımsızlığı sağlayacak yapısal dönüşümlerin tamamlanmamasıdır.
Batı ile ilişkiler, Avcıoğlu’nun Kemalizm değerlendirmesinde merkezi bir yer tutar. Tanzimat döneminden itibaren Batı ile kurulan ilişkilerin, Batı’nın ekonomik ve siyasi hegemonyasını güçlendirdiğini ve Türkiye’yi bir yarı-sömürge durumuna düşürdüğünü savunur. Kemalizm bu vesayete karşı bir duruş olarak doğmuş olsa da, Atatürk’ün ölümünden sonra bu bağımsızlıkçı çizginin zayıfladığını belirtir. Çok partili demokrasiye geçiş, Avcıoğlu’na göre, Batı’nın Türkiye üzerindeki kontrolünü artıran bir hamle olmuştur. Bu sistem, halkın gerçek ihtiyaçlarını karşılamak yerine, yerel elitlerin ve Batılı güçlerin çıkarlarını koruyan bir araç haline gelmiştir. Avcıoğlu, Batı tipi demokrasiyi eleştirirken, bu sistemin sömürü düzenini meşrulaştırdığını ve toplumsal adaletin önündeki en büyük engellerden biri olduğunu ifade eder.
Kemalizm’in halkçı boyutu, Avcıoğlu’nun yorumlarında önemli bir yer tutar. Mustafa Kemal’in halkın iradesine dayalı bir devlet modeli kurma çabası, Osmanlı’nın saltanat ve hilafet düzenine karşı bir devrim olarak değerlendirilir. Ancak Avcıoğlu, bu halkçılık anlayışının ekonomik ve sosyal politikalarla desteklenmediğini savunur. Ona göre, halkçılık yalnızca siyasi temsiliyetle sınırlı kalmamalı, aynı zamanda geniş halk kesimlerinin refahını artıracak reformlarla güçlendirilmelidir. Bu bağlamda Avcıoğlu, Kemalizm’i sosyalist bir perspektifle yeniden yorumlar ve Türkiye’nin Batı kapitalizmine bağımlılığını sona erdirecek bir kalkınma modelini savunur. “Türk Sosyalizmi” olarak adlandırdığı bu model, halkçı bir anlayışa dayanır ve bağımsız bir ekonomik yapı oluşturmayı hedefler.
Avcıoğlu, Kemalizm’in yanlış yorumlanmasından kaynaklanan sorunlara da dikkat çeker. Ona göre, Kemalist ideallerin devrimci ruhu zamanla kaybolmuş ve yüzeysel bir Atatürkçülük anlayışına dönüşmüştür. Bu anlayış, Avcıoğlu tarafından “Medrese Atatürkçülüğü” olarak adlandırılır. Bu terim, Kemalizm’i bir dogma haline getiren ve onun yenilikçi, halkçı ve bağımsızlıkçı boyutlarını göz ardı eden statükocu yaklaşımları eleştirmek için kullanılmıştır. Gerçek Atatürkçülük, Avcıoğlu’na göre, halkın ihtiyaçlarına cevap veren, devrimci ve dinamik bir ideolojidir. Bu bağlamda, Kemalizm’in yeniden canlandırılmasının ancak devrimci bir perspektifle mümkün olacağını savunur.
Kemalizm’in uluslararası boyutu, Avcıoğlu’nun analizlerinde öne çıkan bir diğer önemli noktadır. Ona göre, Türk Kurtuluş Savaşı ve Kemalist Devrim, sömürgeci düzene karşı verilen uluslararası mücadelelerin ilk örneğidir. Bu hareket, yalnızca Türkiye için değil, diğer sömürge halkları için de bir ilham kaynağı olmuş ve bağımsızlık mücadelelerine model teşkil etmiştir. Avcıoğlu, Kemalizm’in sömürgecilik karşıtı niteliğini vurgulayarak, onun evrensel bir değer taşıdığını belirtir. Türk Devrimi, sömürgeci sistemlere karşı duruşuyla, bağımsızlık mücadelesi veren halklar için hem bir rehber hem de bir motivasyon kaynağı olmuştur.
Sonuç olarak, Doğan Avcıoğlu, Kemalizm’i tamamlanması gereken bir proje olarak ele alır. Bu yaklaşım, Kemalizm’i hem geçmişin bir mirası hem de geleceğin inşasında etkin bir araç olarak görür ve bu ideolojinin güncelliğini koruduğunu savunur.