Bugün Sümer kültürüne ait birçok konunun Tevrat'a geçtiği kuşku götürmez bir gerçek, bununla birlikte Kur'an'da da Tevrat'ta olan birçok konuya rastlamak mümkün, ancak Kur'an'da Tevrat'a kıyasla bunlar daha kısa ve yüzeysel olarak ele alınmıştır. Yine de tek tanrılı dinler incelendiğinde tarihte aynı olay ve kişilerin, farklı isimlerle farklı zaman ve kültürlerde anlatıldığını görürüz. Nitekim İsa figürü de farklı teolojik ve mitolojik motiflerin bir birleşimi, bu motiflerin bir sonucudur.
Sümer kil tabletlerinde yazanlar, Tevrat ve İnciller yazılmadan binlerce yıl önce yazılmıştır ve tek tanrılı dinlerin kökenini oluştururlar. Bununla birlikte İsviçreli psikiyatr Carl Gustav Jung da aynı konuya, zamana bağlı olmaksızın aynı öykülerin dünyanın neresinde olursa olsun sürekli yineleniyor olmasına dikkat çeker. Tüm dünya halkları arasında yaygın bir şekilde rastlanan mitolojik motifler vardır, Jung bunu bilinçdışının herkeste bulunan ve mitolojik imgeler içeren filogenetik bir katmanı olduğunu öne sürdüğü, kolektif bilinçdışı kavramı ile açıklar. Örneğin, baharın gelmesiyle birlikte, atalarımızdan aldığımızı düşündüğümüz eylemlere teşvik ediliriz; ama aslında içimizdeki bilinçdışı yaşam bizi böyle davranmaya zorluyordur.
"İbraniler Eski Ahit'lerini, Yunanlılar İlyada ve Odisseia'larını yazmadan bin yıl önce, Sümer'de mitler, destanlar, ilahiler ve ağıtlar ve sayısız atasözü, fabl ve deneme derlemesinden oluşan zengin bir edebiyat buluruz"
Sümerler ortaya çıkarılmadan önce Batı kültürünün temeli Yunanlılara ve dini de Tevrat'a dayandırılıyordu fakat anlaşıldı ki bu kültürlerin temelinde Sümerlerin etkilerini görmek mümkün; bu etkileri sanatta, bilimde, mimaride, edebiyatta görüyoruz; ama en önemlileri Sümer inanış ve efsanelerinin tek tanrılı dinlere olan etkileri, işte bu etkiler bugün dinlere bakışımıza bambaşka bir perspektif kazandırıyor.
"Dinlerin en içteki özlerinde ayrıldığına inanmak yanlış. Açıkçası, dinler her zaman bir ve aynıdır."
Sümerler çok tanrılı bir dine sahipti. Tanrılar insan görünümünde fakat insandan çok daha iri, çok daha uzun ömürlü, çok daha gelişmiş, insanüstü güçlere sahip ve hatta ölümsüz varlıklardı. Tanrılar da insanlar gibi sever, üzülür, kıskanır, kötülük yapar, hastalanır, öfkelenirlerdi. Enlil, Enki, Ninhursag, Nanna, İnanna, Utu bunlardan yalnızca birkaçıdır. Sümerler, bu Tanrılar üzerinden birçok edebi eser vermiştir; şiirler yazmış, ilahiler bestelemiş ve bunları yazıya geçirerek günümüze kadar ulaşabilmesine olanak tanımışlardır. Bugün tek tanrılı dinleri oluşturan dinler, Sümerlerin kurdukları çok tanrılı dinin ve buna bağlı geleneklerin yerden yere, ağızdan ağıza dolaşarak, bulundukları kültürün yaşayış, görüş ve düşünüş biçimlerine göre şekillenmiş ve günümüz tek tanrılı dinlerinin temelini oluşturmuştur.
Muazzez İlmiye Çığ, "Kur'an, İncil ve Tevrat'ın Sümer'deki Kökeni" adlı eserinde bize bu dinlerin bir karşılaştırmasını sunar. Örneğin, Sümerlerde 7 sayısı çok önemlidir, tıpkı Kur'an ve Tavrat'ta olduğu gibi; 7 gün geçmek, 7 dağ aşmak, 7 ışık, 7 ağaç, 7 kapı gibi 7 sayısı bolca bulunur. Sümerlerde yeraltı dünyasının 7 kapısı vardır; İslamda da 7 kat gökten söz edilir. Sümerlerde 6 gün çalışma 7. gün dinlenme vardır. Yahudilere ve Kur'an'a göre Tanrı 6 günde dünyayı yaratıp 7. gün dinlenmiştir. Günümüzde Yahudiler bunu her cumartesi Şabat olarak kutlarlar; o gün hiçbir işe ellerini sürmez, eve kapanır, kitaplar okur Tanrı'ya dua ederler. Bu İslamiyete cuma günleri olarak geçmiştir. Baş örtme geleneği de Sümer kökenlidir; Sümer tapınaklarında rahibeler genel kadın görevi yapıyorlardı. Bunlar Tanrı namına seks yaptıkları için kutsal sayılmış ve diğer kadınlardan ayrılmaları için başları örttürülmüştür. Örneğin, kültürümüzde baharın gelişi olarak kutlanan Nevruz da Sümer kökenli başka bir gelenektir. Bu gelenek İnanna ve Dumuzi'ye, Kutsal Evlenme Törenleri'ne dayanır; İnanna Sümerlerin Aşk ve Bereket Tanrıçası'dır. Dumuzi ise İnanna'nın kocası Sümerlerin Çoban Tanrısı'dır. Anlatıya göre İnanna yeraltındaki kardeşinin yanına gider fakat tekrar yeryüzüne çıkabilmek için yerine bir başkasını bulması gerekiyordur, bunun üzerine yeryüzüne çıkan İnanna yerine koyabileceği birini ararken kendisinin yeraltında kalmasına üzülmeyen kocasını görür ve bunun üzerine kocası, Çoban Tanrısı Dumuzi'yi kendisinin yerine yeraltına gönderir. Dumuzi'nin kız kardeşi Rüya Tanrıçası Geştinanna, kardeşini biraz olsun oradan kurtarabilmek için yarım yıl yeraltında Dumuzi'nin yerine kalmayı kabul eder. Bunun üzerine Dumuzi yarım yıllığına yeryüzüne çıkabilecektir. Dumuzi yeraltından çıktığında karısı ile yeniden birleşirler. Sümerler bu yolla ülkeye bolluk ve bereket geldiğine inanmışlardır. Bu yeni bir yılın başlangıcı sayılmış ve her yıl Tanrı yerine kral, Tanrıça yerine bir rahibe geçerek bu evlilik simgesel olarak kutlanmaya devam etmiştir. Nevruz kutlamaları bu geleneğin bir devamıdır.
Görüldüğü üzere tek tanrılı ve hatta çok tanrılı dinlerin ve geleneklerinin kaynağı Sümerlere kadar uzanıyor.
"Ne Osiris'in ne de diğer tanrıların duyulmadığı bir ülkeden geliyordu; Osiris ve diğer tanrılarla ilgili inandıklarımızla aynı olan birçok şey anlattı daha yalın bir dille. Bu eğitimsiz siyahilerin farkında olmadan kültürlü halkların tam birer öğreti olacak şekilde geliştirdiği şeye zaten sahip olduğunu anlamayı öğrendim. (…) Dinlerin en içteki özlerinde ayrıldığına inanmak yanlış. Açıkçası, dinler her zaman bir ve aynı."
Carl Gustav Jung'un görüşleri de bizlere konuya dair başka bir ihtimalin, kolektif bilinçdışının kapılarını aralıyor böylece.
Bununla birlikte, bugün Türkiye'nin bir arkeoloji laboratuvarı haline gelmesini Mustafa Kemal Atatürk'e borçlu olduğumuzu da hatırlatmak isterim. Bu konuda araştırma yapmayı teşvik eden; birçok geleneğimizin, inançlarımızın, bilgilerimizin kaynağını arayıp bulma olanağı sağlayan Mustafa Kemal Atatürk'ün de ruhu şad olsun.