Üniversiteler, gençlerin düşünsel olarak geliştiği, kimliklerini şekillendirdiği ve geleceğe hazırlandığı önemli eğitim kurumlarıdır. Ancak bu ortamlar, aynı zamanda terör örgütleri için de elverişli alanlardır. Özellikle radikal gruplar, gençlerin sorgulayıcı ve değişime açık yapılarından faydalanarak onları kendi ideolojilerine çekmeye çalışırlar. Üniversitelerde örgütlenen terör yapıları, çeşitli yöntemlerle bireyleri etkileyerek kendilerine yeni kadrolar oluşturur. Bu süreç, genellikle akademik nüfuz, sosyal ve ekonomik bağımlılıklar, öğrenci hareketleri, radikalleştirme süreci ve dijital propaganda gibi farklı aşamalardan oluşur. Ancak, doğru önlemler alındığında bu yapıların etkisi büyük ölçüde sınırlandırılabilir.
Terör örgütlerinin üniversitelerde örgütlenmesinin en temel yollarından biri akademik yapı üzerinden ilerlemektir. Örgüte yakın akademisyenler ve öğrenciler, belirli dersler ve etkinlikler aracılığıyla belirli bir ideolojiyi sistematik olarak yaymaya çalışırlar. Bu tür akademik etkinliklerde genellikle özgürlük, adalet, halk hareketleri gibi geniş kapsamlı ve toplumda destek gören kavramlar üzerinden ideolojik bir çerçeve oluşturulur. Böylece öğrencilere fark ettirilmeden belirli bir düşünce sistemi benimsetilir.
Bu yapılanmayı engellemenin en önemli yolu, akademik tarafsızlığı korumaktır. Üniversitelerde özgür düşünce ortamı sağlanmalı, ancak belirli ideolojilerin tek taraflı olarak sunulmasına izin verilmemelidir. Öğrencilere farklı bakış açılarını değerlendirme fırsatı sunan etkinlikler düzenlenmeli ve akademik ortamda çeşitlilik teşvik edilmelidir. Aynı zamanda öğrenci kulüpleri ve akademik topluluklar şeffaf bir şekilde denetlenmeli, özellikle belirli bir ideolojik eksene sıkışmış yapılar kontrol edilmelidir.
Terör örgütleri, üniversitelerde genellikle ekonomik olarak zor durumda olan veya ailesinden uzakta yaşayan bireyleri hedef alır. Bu kişilere burs, barınma, iş imkânı gibi fırsatlar sunarak onları yavaş yavaş kendilerine bağımlı hale getirirler. Bir süre sonra, bu öğrenciler sadece ekonomik olarak değil, psikolojik ve sosyal olarak da örgüte bağlanır. FETÖ’nün "ışık evleri" ya da PKK’nın öğrenci evleri bu yöntemin en bilinen örneklerindendir.
Bu yapılanmayı engellemek için devlet ve üniversiteler, öğrencilerin ekonomik kaygılarını giderecek önlemler almalıdır. Öğrencilere sağlanan burs ve barınma imkânları artırılmalı, örgütlerin sunduğu ekonomik desteklere muhtaç olmaları engellenmelidir. Ayrıca üniversitelerde psikolojik danışmanlık hizmetleri geliştirilerek, öğrencilerin aidiyet hissi kazanabileceği sosyal ortamlar oluşturulmalıdır. Gençler, terör örgütlerinin sunduğu sahte topluluk hissi yerine, farklı sosyal gruplarla aidiyet geliştirme imkânına sahip olmalıdır.
Terör örgütleri, öğrenci hareketlerini manipüle ederek kendilerine yeni kadrolar kazandırmaya çalışır. Özellikle eğitim politikaları, ekonomik krizler veya sosyal adalet konuları bahane edilerek üniversitelerde protestolar düzenlenir. Örgütler, bu tür olayları büyüterek öğrencilere "sistem karşıtı bir mücadele içinde oldukları" hissini aşılar. Zamanla, bazı öğrenciler bu süreçte örgütle daha fazla bağ kurarak eylemlerin radikalleşmesine neden olur.
Bu tür yapılanmaların önüne geçmek için üniversite yönetimleri ve devlet kurumları, öğrencilerin taleplerini dinlemeli ve onlarla sağlıklı bir diyalog geliştirmelidir. Özgürlükçü bir ortam sağlanırken, şiddet içeren eylemlere karşı kesin ve kararlı önlemler alınmalıdır. Hukuki çerçevede protesto hakkı korunmalı, ancak örgütlerin bu hareketleri silahlı ve illegal eylemlere dönüştürmesine fırsat verilmemelidir.
Örgütlerin üniversitelerdeki bir diğer önemli stratejisi, belirli öğrencileri radikalleştirerek militanlaştırmaktır. İlk aşamada ideolojik eğitimden geçirilen bireyler, zamanla illegal eylemlerle test edilir. Genellikle önce küçük çaplı gösterilere katılmaları istenir, ardından bu süreç taşlı sopalı eylemlerle ilerler ve nihayetinde terör örgütünün silahlı kanadına yönlendirilirler. PKK, DHKP-C ve DEAŞ gibi örgütler, bu yöntemle üniversitelerden kadrolar kazanmaktadır.
Bu sürecin önüne geçmek için üniversitelerde istihbarat ve güvenlik birimleri daha aktif olmalıdır. Özellikle üniversite içinde faaliyet gösteren şüpheli gruplar erken tespit edilmeli ve radikalleşme eğilimi gösteren bireyler için sosyal rehabilitasyon mekanizmaları oluşturulmalıdır. Öğrencilere alternatif kimlik ve aidiyet alanları sunulmalı, onları farklı sosyal ve kültürel faaliyetlere yönlendirecek programlar artırılmalıdır. Gençlerin radikal yapılara yönelmesinin en büyük nedenlerinden biri, kendilerini bir grubun parçası olarak hissetme arayışıdır. Bu nedenle, devlet ve üniversiteler, gençlere terör örgütlerinin sunduğu sahte aidiyet yerine, daha sağlıklı ve yapıcı kimlik alanları sunmalıdır.
Günümüzde terör örgütleri, sadece fiziksel ortamda değil, dijital dünyada da aktif olarak örgütlenmektedir. Üniversitelerde örgütlenen bireyler, Telegram, Signal gibi haberleşme uygulamaları aracılığıyla örgütsel faaliyetleri sürdürür. Ayrıca Twitter, YouTube gibi platformlar üzerinden propaganda çalışmaları yürütülerek gençlerin dijital ortamda radikalleşmesi sağlanır.
Bu sürecin engellenmesi için dijital güvenlik önlemleri artırılmalı ve öğrenciler radikal içeriklere karşı bilinçlendirilmelidir. Üniversitelerde siber güvenlik ekipleri oluşturularak, yasa dışı propaganda faaliyetleri takip edilmeli ve dijital okuryazarlık eğitimleri verilmelidir.
Terör örgütlerinin üniversitelerde yapılanması, uzun vadeli ve çok yönlü bir süreçtir. Ancak doğru önlemler alındığında bu yapıların etkisi büyük ölçüde sınırlandırılabilir. Akademik tarafsızlığın korunması, öğrencilere ekonomik destek sağlanması, öğrenci hareketlerinin manipüle edilmesinin önüne geçilmesi ve radikalleşme süreçlerinin erken tespit edilmesi, üniversitelerde terör yapılanmalarına karşı en etkili savunma mekanizmalarıdır. Üniversiteler, sadece eğitim alanları değil, aynı zamanda gençlerin geleceğini şekillendiren kritik mekânlardır. Bu yüzden bu tür tehditlere karşı duyarlı olunmalı ve önleyici politikalar geliştirilmelidir.