1979 İran İslam Devrimi, sadece bir ulus devletin iç siyasi ve sosyal yapısındaki köklü bir değişim değil, aynı zamanda Orta Doğu jeopolitiğinin temel taşlarını yerinden oynatan küresel bir dönüm noktasıdır. Devrimden önce Batı ile entegre, modernleşme sancıları çeken bir monarşi olan İran; devrimden sonra teokratik bir İslam Cumhuriyeti’ne dönüşerek anti-emperyalist bir doktrin benimsemiş ve ABD liderliğindeki düzene açıkça meydan okumuştur. Bu dramatik eksen kayması; bölgedeki ittifak sistemlerini, güvenlik mimarisini ve güç dengelerini kalıcı olarak değiştirmiştir. Bu çalışma, devrimin ortaya çıkış dinamiklerini analiz ederken aynı zamanda bölgesel dengelerin dönüşümünü ve İran’ın yeni kimliğiyle Orta Doğu’da yarattığı stratejik etkileri ele almayı amaçlamaktadır.
İlk olarak, devrimin en büyük nedenlerinden birinin sosyo-ekonomik adaletsizlik olduğunu bilmeliyiz. "İhtilal öncesinde İran... zengin bir devlet fakat bir fakir halka sahipti. Şah ve yakın çevresi... lüks ve sefahat içinde yaşıyorlardı. Gelir dağılımı son derece bozulmuştu." Şah Rıza Pehlevi'nin yaptığı Beyaz Devrim, teoride feodaliteyi bitirmeyi ve tarımı modernleştirmeyi hedeflerken pratikte kırsal kesimi çökertti. Topraklar köylüye adil biçimde dağıtılmadı; bunun yerine Şah'a yakın bürokrat ve saray elitlerine dağıtıldı. Kendine bırakılan küçük toprakla geçinemeyen İran köylüleri şehirlere göç etti, bu durum kırsalın çökmesine neden oldu.
Bir diğer adaletsiz durum ise petrol gelirinden elde edilen zenginliğin tabana yayılmaması ve yine büyük oranda bu gelirin Şah ve çevresinde toplanması, halkı Şah'a karşı negatif etkiledi. Bunun yanında Şah, modernleşme politikaları kapsamında geleneksel kapalı çarşı esnaflarını dışlayıp Batılı tarzda süpermarketler ve modern fabrikalar kurarak devlet kredilerini buralara aktardı ve kapalı çarşı esnafları iflasa sürüklendi. "Şah'ın modernleşme tercihindeki yönü Batı idi. Bütün alanlarda Batılılaşma politikasını benimsemişti. Bu da toplumda, özellikle de ulema üzerinde büyük bir rahatsızlık, hoşnutsuzluk yaratıyordu. Böyle bir ortamda ulema, halkın yegâne temsilcisi haline geldi." Halk tabanında her ideolojik kesimde hanedandan ulemaya bir kayma başladı.
İkinci olarak devrimin bölgedeki jeopolitik etkileri üzerinde duracağım. Jeopolitik üzerine ilk ve en köklü değişim ABD ile ilişkiler oldu. Çünkü devrimden önce ABD, İran'ın doğal bir müttefiki iken devrimden sonra İran, ABD'ye meydan okur, anti-emperyal bir pozisyona geçti. "1979 Şubat'ında İran, ABD'nin doğal müttefikliği konumuna son vererek ilişkilerin bundan böyle eşitlik ilkesi çerçevesinde yürütüleceğini açıklamıştır. İran'ın yeni dış politikası 'bağlantısızlık' temeline oturtulacaktı." Devrimden sonra ABD, bölgedeki stratejilerinde değişime gitmek zorunda kaldı. Örnek vermek gerekirse; Körfez güvenliğini yeniden yapılandırma, askeri üsleri Bahreyn, Umman gibi ülkelere kaydırmak, bölgede askeri varlığı artırmak, İsrail'i ve petrol akışını güvence altına almak. "ABD'nin Nixon Doktrini çerçevesinde şekillendirdiği ve Basra Körfezi'nin güvenliğini İran ile Suudi Arabistan'a emanet ettiği 'Çifte Sütun' (Twin Pillars) stratejisi, 1979 İran İslam Devrimi ile ağır bir darbe almıştır. Devrim, ABD'nin bölgedeki en güçlü kalesinin yıkılmasına ve Washington'un Ortadoğu güvenlik mimarisinin temelden sarsılmasına neden olmuştur."
Devrimden sonra İran, bölgede ABD'ye karşı güç kazanmak için silahlı gruplara destek vererek nüfuzunu artırmaya çalıştı. Mesela; Hizbullah, Husiler ve Irak'taki Şii gruplara Devrim Muhafızları tarafından destek verilmesi.
Bir diğer etki ise İran'ın devrimi diğer ülkelere ihraç politikası nedeniyle oldu. "İran Devrimi'nden günümüze İran'ın dış politik söylemleri ve rejim ihracı politikaları, Arap monarşileri tarafından bir tehdit olarak algılanmıştır." Özellikle Şii İran ve Sünni Arabistan arasında Orta Doğu'da İslam dünyasının liderliği için soğuk bir vekalet savaşı başladı. "İran Devrimi'nin karakterinden rahatsız olan ve kendi ülkelerindeki Şii kesimleri de etkileyeceğinden korkan bölgedeki birçok Arap rejimi, İran'a karşı adeta ittifak oluşturdu." İran, yukarıdaki paragrafta da bahsettiğim üzere diğer İslam ülkelerindeki Şii grupları harekete geçirmek için onlara destek sağlıyordu. Suudi Arabistan da karşılık olarak İran-Irak Savaşı'nda Irak'a destek verdi, ülkedeki Şii isyanlarını bastırdı, İran bağlantılı gruplar tutuklandı. Şii devrim modeline karşı Vahhabilik ve Selefiliği; para fonları ile camiler, medreseler yaptırarak yaymaya ve Sünni radikalizmi güçlendirmeye çalıştı. Suudi Arabistan, İran'ın ABD'den uzaklaşmasını fırsat bilip ABD ile yakınlaştı. "1979 İran Devrimi'nin ardından ortaya çıkan yeni konjonktür ile İran ve Suudi Arabistan arasındaki rekabet artmıştır. Bu rekabet, doğrudan ya da dolaylı bir şekilde bölgedeki ülkelere de yansıyarak modern Ortadoğu'nun en önemli siyasi meselelerinden biri hâline gelmiştir."
İran'ın bölgesel güç dengesindeki değişimi ayrıyeten Suriye'ye de etki etti. Suriye, İran'ın Lübnan Hizbullah'ına destek gönderebilmesi için lojistik koridor rolünü üstlendi. "Suriye, İran'ın Levant bölgesindeki jeopolitik erişimi, Lübnan Hizbullah'ı ile olan lojistik bağının sürdürülebilirliği ve 'Direniş Ekseni'nin bölgesel bütünlüğü açısından vazgeçilmez bir stratejik köprü işlevi görmektedir. Bu eksenin kırılması, İran'ın savunma hattının kendi sınırlarına çekilmesi anlamına gelir." Fakat bu görev Esad rejiminin düşmesiyle sona erdi. İran, Suriye'de rejimin düşmesini engellemek için olağanüstü bir çaba göstererek DMO Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani'nin bizzat sahaya inerek Afganistanlı ve Pakistanlı Şii milis tugaylarını kurup Suriye'de savaştırmasına rağmen rejimin düşmesini engelleyemedi.
Sonuç olarak 1979 İran İslam Devrimi, yalnızca İran'ın iç siyasetinde ve sosyo-ekonomik yapısında köklü değişimler yaratmakla kalmamış; Orta Doğu'da yeni ittifaklar, devlet dışı silahlı gruplar, mezhepsel kutuplaşmalar ve derin çıkar çatışmaları doğurmuştur. ABD-Suudi Arabistan yakınlaşması, Tahran ile Riyad arasındaki bölgesel soğuk savaş, Lübnan Hizbullah'ı ve Yemen Husileri gibi vekil aktörlerin sahaya inmesi doğrudan bu devrimin jeopolitik sonuçlarıdır. Bu sarsıcı etkiler, bölgesel krizlerin ötesine geçerek küresel enerji piyasalarında derin şoklara sebebiyet vermiştir. Günümüzde de İsrail-ABD ve İran ekseninde tırmanan gerilimler, küresel petrol grafiklerini dengesiz biçimde dalgalandırmaya devam etmektedir. Dolayısıyla 1979, sadece bir rejim değişikliği değil, Orta Doğu'nun güvenlik mimarisini yeniden kodlayan tarihsel bir kırılmadır. İran'ın inşa ettiği asimetrik caydırıcılık ağı, vekalet savaşlarını bölgenin kronik bir gerçeği haline getirmiştir. Küresel aktörlerin bu kırılgan dengeye müdahaleleri sürdükçe, mevcut kriz sarmalının aşılması zor görünmektedir. Kısacası, Orta Doğu'nun bugünkü fay hatlarını ve gelecekteki muhtemel çatışmalarını doğru okuyabilmek, 1979 Devrimi'nin yarattığı bu jeopolitik mirası bütüncül bir stratejik perspektifle analiz etmeyi zorunlu kılmaktadır.
KAYNAKÇA:
-1979 Devrimi Sonrası İran’ın Rejim Paradigması ve Dış Politika Yönelimleri(Dergipark-İsmail Sarı)
-1979 İran Devriminin Bölge ve Dünya Dengeleri Üzerindeki Tesirleri(Dergipark-Mustafa Öztürk)
-Çeliktaş, B. (2018). Soğuk Savaş Döneminde ABD'nin Ortadoğu Politikası ve İran İslam Devrimi'nin Etkileri. Güvenlik Stratejileri Dergisi (DergiPark).
-Orta Doğu'da Bölgesel Güç Dengesi ve İran'ın Suriye Politikası (Örneklem Tez Alıntısı). Sakarya Üniversitesi Ortadoğu Enstitüsü (ORMER) Yayınları ve Doktora Tez Arşivi.
-Orta Doğu'da Güç Dengesi ve Suudi Arabistan-İran Rekabeti Üzerine Araştırmalar, Uludağ Üniversitesi Akademik Arşivi.